Dahiliye

Varikosel ameliyatı sonrası cinsel ilişki

Varikosel nedir?
Varikosel ameliyatı sonrası cinsel ilişki birçok erkeğin merak ettiği bir konudur. Varikosel ameliyatı sonrası cinsel ilişki ile herhangi bir sorun yaşanmaz. Ayrıca Varikosel ameliyatı sonrası cinsel ilişki kurmak için hastanın beklemesine de genel olarak ihtiyaç yoktur çünkü operasyon cinsel aktivite sistemleri ile ilgili değildir. Ancak operasyon bittikten sonra çoğu hekim hastasına, Varikosel ameliyatı sonrası cinsel ilişki için en azından 1-2 gün beklemesini tavsiye etmektedir. Operasyon şayet göbek bölgesinden ya da lazer ile değil de kasık bölgesinden yapılmışsa, Varikosel ameliyatı sonrası cinsel ilişki kurarken, bu bölgenin fazla zorlanmamasında fayda vardır. Okumaya devam et

Incoming search terms:

  • varikosel ameliyati sonrasi cinsel iliski
  • varikosel ameliyatı sonrası dikkat edilmesi gerekenler
  • varikosel ameliyat
  • varikosel ameliyatı sonrası yapılması gerekenler
  • varikosel ameliyatı sonrası ilişki
  • varikosel sonrası cinsel ilişki
  • varikosel ameliyatı sonrası şişlik
  • varikosel ameliyatından sonra ilişki
  • varikoselden sonra cinsel ilişki
  • varikosel ameliyat sonrası cinsel ilişki

Hipertansiyon Nedir Belirtileri Nelerdir?


Erişkin insanlarda arter kan basıncının 140/90 mmhg üstüne çıkmasına ve üstünde seyretmesine hipertansiyon denir. hipertansiyon belirtilerinde hastaların genel şikayetleri özellikle oksipital bölgede görülen şiddetli baş ağrısıdır. Çarpıntı, baş dönmesi, fiziksel aktivitelerde çabuk yorulma, burun kanaması, bulanık görme, bazen nefes darlığı hastalığın belirtilerindendir. Mutlaka doktora gidilmeli ve fiziksel muayenenin yapılması gerekir. Muayene bulguları hipertansiyona sebeb olan hastalıkları inceletir. Hastalıkla birlikte kalp yetmezliği bulguları aort odağında 2. ses sertleşmesi kapt sesinde üfürüm bulguları saptanabilir. Bazen bir ilaç kullanımı, zehirlenmelerde de hipertansiyon oluşabilir.

Hastalığın tedavisi için yapılacak labaratuar tetkiklerininde çok önemi vardır. Tetkikler etkeni ortaya çıkartır ve tedavi buna yönelik olarak yapılır. Hastanın öncelikle ruhsal gerilimi varsa o giderilmeye çalışılır. Sigara kullanımı ve oral alınan tuz tetiklediği için sigarayı bırakması sağlanır ve tuz kısıtlamasına gidilir.

Hipertansiyonda öncelikli hedef neden olan etkenin tedavisidir. Daha sonra hastaya tansiyonu düşürecek ve sabitleyecek ilaç tedavisine geçilir. İlk tercih edilen ilaç grubu vücuttaki fazla su tutulumunu önleyecek diüritiklerdir. Hipertansiyon tedavisinde amaç diastolik kan basıncını 90′nın altına çekmektir. Eğer bu diüritiklerle olmuyorsa, santral etkili antiadrenaljik ajanlar etkilidir. Gebelerde kan basıncının düşürülmesinin fetal ve plesental kan akımını düşüreceği unutulmamalıdır.

Incoming search terms:

  • varikosel ameliyatı sonrası
  • Hipertansiyon olan hastaların şikayetleri nelerdir

Baş Ağrısının Nedenleri Beslenme, Stres ve Hormonlar

Baş ağrısı çoğu insanın yaşadığı bir rahatsızlıktır. Baş ağrısının beslenme, stres ve hormonlarla yakından ilişkisi vardır.

Baş ağrısı sebebiyle doktora başvuranların sadece %5-7′sinin şikayetleri, baş ağrısına neden olabilecek yapısal bir bozukluktan kaynaklanır. Oysa ağrılar çoğu zaman kişnin iş yapabilmesini ya da fiziksel bir etkinliği yapmasını engelleyecek boyutlardadır.

Baş ağrısı rahatsızlığının onlarca nedeni vardır, bu durum zaman zaman ciddi boyutlara ulaşır ve yaşamı tehdit eden problemler haline gelir. Baş ağrısının ciddi olabileceğini gösteren bazı önemli ipuçları vardır;

-Hasta 50 yaş üzerindeyse,
-Eşlik eden ciddi bir sistemik hastalık veya kanser varsa,
-Hasta hayatında ilk defa bu kadar şiddetli bir ağrı tarif ediyorsa,
-Ağrı giderek sıklaşıyor veya basit ağrı kesicilere yanıt vermeyecek düzeyde şiddetli hale geliyorsa,
-Ağrıya başka nörolojik yakınmalar eşlik ediyorsa, hasta mutlaka hekim kontrolünde incelenmelidir.

Baş Ağrısının Nedenleri Beslenme, Stres ve Hormonlar!
Baş ağrısı türleri arasında ilk sırayı alan migren, her dört kadından birinin kabusu olur. Doktor desteği almak isteyenlerin büyük çoğunluğu ise teşhis sıkıntısı yaşar. Migreni tetikleyen unsurlar arasında ilk sırayı stres alır.

Baş aktör östrojen hormonu

Migren çoğunluklar kadınlarda görülür. Migren beyindeki kan damarlarındaki değişiklikten dolayı oluşur. Kadınlardaki hızlı hormonal değişimlerin sıklığından ötürü de kadınlarda daha yoğun görülür. Beslenme de migren tedavisinde önemli bir yer alır.

Çikolata, turunçgiller, kırmızı şarap, kahve ve peynir migreni tetikleyebilen besinlerdir. Bunların yanı sıra salam ve sosislerdeki koruyucu maddeler, sigara içmek, kansızlık veya tiroid bezinin yanlış çalışması gibi durumlar da migren ataklarını tetikleyebilir. Bazı migrenli hastaların atakları ise stres, uykusuzluk, açlık, üzüntü ve sıkıntı nedeniyle artabilir. Baş ağrısı tedavisi bir ekip işidir, ağrıya neden olabilecek bir ya da birden fazla sorun olabilir. Bu sebeple çok yönlü bir araştırmayla doğru sonuca ancak ulaşılabilir.

Migren doğru tanı, doğru tedavi ve düzenli doktor kontrolü ile kişinin günlük yaşımını rahatça sürdürebileceği bir hastalıktır. Migren tedavisinde ilk adım ağrıları tetikleyecek faktörlerden uzak durarak günlük hayatın düzenlenmesidir. Ayrıca ağrıyı önleyecek tedaviler ve ağrı başladığı zaman bunu dindirecek atak tedavileri vardır. Tüm bunların doğru bir yaklaşımla uygulanması tedavi başarısını oldukça arttırmaktadır.

Prostat ameliyatı sonrası

Prostat ameliyatından sonra idraryollarında darlık olabilir mi?

Prof. Dr. Süleyman Ataus:
Ön idrar yoluyla yapılan tüm girişimler sonrası farklı oranlarda da olsa idrar yolu darlığı gelişme riski var. Ancak idrar yolu darlıkları değişik tedavi yöntemleriyle tedavi edilebilir.

Prostat ameliyatından sonra Daralmalar tekrarlayabilir mi?

Prof. Dr. Süleyman Ataus:
Hangi tedavi yöntemi kullanılırsa kullanılsın bu tip darlıkların tekrarlama olasılığı var. Darlıkların tedavisinde lazer, tekrarlama riski en az olan yöntemlerden biridir.

Prostat ameliyatından sonra Tekrar ameliyat gerekebilir mi?

Prof. Dr. Süleyman Ataus:
Lazer olsun TUR olsun her iki yöntemde de prostat organı tamamıyla çıkarılmıyor, daha rahat işenmesini sağlayacak bir yol açılıyor. Dolayısıyla her ikisinde de biraz da yapan kişinin deneyimiyle orantılı olarak yıllar içinde doku tekrar büyüyerek ameliyat ihtiyacı yaratabilir. Bu konuda lazer biraz daha dezavantajlı gibi görünüyor. 20001i yılların başlarından beri uygulanan bu yönteme ilişkin uzun dönem sonuçlarını henüz tam olarak bilmiyoruz.

Prostat Ameliyatı süresi nedir?

Prof. Dr. Süleyman Ataus:
İşlemin süresi kullanılan yönteme göre değişir. Kapalı ameliyatlarda lazer dahil süreyi prostatın büyüklüğü belirler. Küçük prostatlarda süre 30-40 dakika, büyüklerde 1 saat kadardır.

Prostat ameliyatından sonra İyileşme ne kadar sürüyor?

Prof. Dr. Süleyman Ataus:
İyileşme süresi yapılan yöntem ve kişinin başka sağlık sorunları bulunup bulunmadığına bağlı olarak birkaç günden birkaç haftaya kadar uzayabilir. Bu dönemde gece ve gündüz sık idrara gitme, idrar yaparken yanma, idrar renginin zaman zaman değişmesi, çok nadiren kaçırma yakınmaları görülebilir. Ancak iyileşme periyodunun sonunda hepsi ortadan kaybolur.

Peki, prostat hastalarının dikkat etmesi gerekenler neler?

Prof. Dr. Süleyman Ataus: İyileşme sürecinde eforlu hareketlerden kaçınılması, kabız kalınmaması, alkol ve aşırı baharatlı yiyeceklerden uzak durulması, soğuktan korunulması, zorunlu olunmadıkça erken dönemde rektal yani makat yolu ile muayeneleri yaptırmamaları önerilir.

Prostat ameliyatından sonra sonra seks yasak mı?

Prof. Dr. Süleyman Ataus: İyileşme süreci tamamlanmadan seks önerilmez. Biraz önce de bahsettiğim gibi bu süreç hangi yöntemin kullanıldığına bağlı olduğu gibi çok da kişiseldir. Ama bugün bu ameliyat yöntemleri arasında çok erken dönemde hastaların olağan seks yaşamlarına dönmesine olanak sağlayan bir yöntem pek mümkün değil.

Prostat kanseri yaygın görülen bir hastalık mı?

Prof. Dr. Süleyman Ataus: Prostat kanseri genel olarak bütün dünyada erkeklerde en sık görülen kanserdir. Örneğin Amerika’da 2009 yılında 200 bine yakın yeni prostat kanseri tanısı ve 30 bin civarında erkeğin de bu hastalıktan hayatını kaybedileceği öngörülüyor. Ama erkeklerde kanserden ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer almaz. Bunun sebebi hastalığın çoğunlukla ileri yaşlarda görülmesi ve genellikle yavaş seyirli olmasındandır. Ayrıca prostat kanserli hastaların pek çoğu kanser dışı nedenlerle örneğin kalp sorunları nedeniyle yaşamlarını yitirirler. Son yıllarda tanı yaşı giderek düşmekle birlikte PSA ve düzenli kontrol alışkanlığı sayesinde hastalık çok daha erken evrede yakalanarak tamamıyla tedavi edilebiliyor.

Prostat kanserinin sebepleri neler?

Prof. Dr. Süleyman Ataus:
Prostat kanserinin kesin sebepleri bilinmemekle birlikte riski artıran bazı faktörler sayılabilir. Yaş, ırk, ailede prostat kanseri olması, genetik, beslenme özellikleri, şişmanlık, egzersiz alışkanlığı, prostatın iltihabi ve enflamatuar hastalıkları gibi… 50 yaşından sonra riskin arttığını biliyoruz. Tanı konulan 3 hastadan 2′si 65 yaş üzerinde. Nedeni kesin bilmemekle siyah ırkta daha sık ve saldırgan seyrediyor. Ailesinde birinci dereceden yakınlarında prostat kanseri olanlarda risk artıyor. Özellikle de erken yaşta bu hastalığa yakalanmışlarsa. Bu kişilerin en geç 40 yaşından itibaren prostat kanseri açısından düzenli kontrollerini yaptırmaları gerekiyor.

Prostat kanseri Başka organlara yayılabilir mi?

Prof. Dr. Süleyman Ataus:
Bütün kanserler gibi prostat kanseri de komşuluk yoluyla çevre doku ve organlara, lenf kanallarıyla lenf bezlerine ve kan yoluyla uzak organlara yayılabilir. Çevre organlardan idrar torbası, meni keseleri ve kalınbağırsakların son kısmına; lenf yoluyla önce yakınındaki daha sonra uzaktaki lenf bezlerine yayılır. Kan yoluyla en sık kemiklere özellikle vücudun merkezindeki büyük kemikler ile omurgaya sıçrayabilir. Gidebileceği diğer organlar akciğer ve karaciğerdir.

Şişman olmak prostat riskini artırıyor mu?

Prof. Dr. Süleyman Ataus:
Bu konuda tam bir görüş birliği olmamakla birlikte şişmanlığın prostat kanseri riskini artırdığını gösteren pek çok çalışma bulunuyor. Ayrıca şişman hastalarda hastalığa daha ileri aşamalarda tanı konulduğu ve daha saldırgan seyrettiği yolunda da bazı bulgular var. Son olarak aşırı şişmanlık tanı aşamasından başlayarak hastalığa yaklaşımı güçleştiriyor. Tedavinin özellikle cerrahinin kalitesini etkileyerek başarı şansını azaltırken nüks olasılığını yükseltebilir.

Incoming search terms:

  • prostat ameliyatlar
  • prostat ameliyatı sonrası iyileşme süreci
  • prostat ameliyatından sonra nelere dikkat edilmeli
  • prostat ameliyatı seksi eöldürümu
  • Prostat Ameliyatından Sonra Nelere Ne Kadar Zaman Dikkat Edilmeli
  • prostat ameliyatı sonrası ne yapmalı
  • AÇIK YAPILAN PROSTAT AMELİYATINDA İYİLEŞME SÜRESİ
  • PROSTAT AMELİYATI SONRASI
  • porasta ameliyatı sonrası
  • kronik prostat ameliyati

Mide yanması için bitkisel tedavi

Mide yanması 20 ile 50 yaş arasında birçok insanda görülen çok yaygın bir rahatsızlık. Midede yanma hissi yemekten önce, yemek sırasında ya da yemekten 2-3 saat sonra hissediliyor. Besinler, sindirim işlevinin bir gereği olarak midede ilk değişikliklere uğrayarak bağırsaklara gönderilmek için hazırlanıyor. Mide bu işlevi yerine getirirken iç yüzeyini kaplayan zarın altındaki salgı hücrelerini, besinlerin gerekli değişimini sağlamak üzere uyarıyor. Bu sırada oluşan bir dengesizlik, aşırı asit ortamına ve midenin kendini koruyamamasına yol açarak yanma hissine neden oluyor.

Büyüklerimiz midede yanma hissi duydukları zaman hemen bir lokma ekmek içi çiğnermiş. Ekmek içinin değil ama ağıza birşey atmanın doğru bir yöntem olduğunu belirten günümüz doktorları da az ama sık yemeyi öneriyorlar. Öğünleri küçülterek sık sık yemenin şikayetleri azaltacağını söylüyorlar.

Yemeğe daha fazla zaman ayırın. Ayaküstü değil, sofrada oturarak yiyin. Acele yemek mide işlevine zarar veriyor. Kendinize daha fazla zaman ayırıp yemek yemeyi bir zorunluluk değil de bir keyif anına dönüştürün.

Ağzınıza küçük lokmalar almak midenin sindirim için gerekli salgıları daha kolay üretmesine yardımcı olur. Lokmaları uzun uzun çiğneyin. Bu, midenizde şişkinlik ve ağırlık hissetmemenizi sağlar.

Sofradan tıkabasa doymadan kalkın. Mide boş bir torba olduğu için yemek yerken çiğnediğimiz besinler buraya ulaştıkça mide sürekli genişler. Eğer kemerinizi çok sıkmışsanız yanma hissi duymanız çok doğal. İçi dolu bir plastik torbayı düşünün. Tam ortasından bir ipi kemer gibi sıkıca bağlayın. Torba sağa ya da sola çekecek ya da aşağıya doğru sarkacaktır. Mide de aynı böyle… Bu nedenle ölçülü miktarda yemek yiyin.

Akşam öğününden hemen sonra damak kaçamakları yapmayın. Aksi takdirde mide gece boyunca çalışıp yorulur. Akşam yemeği ile uyku arası en az üç saat olmalı. Yani yemek yedikten en az 3 saat sonra yatın. Gece yatarken sağ yana dönerek yatmayın. Besinin mideye girişi sağ taraftan gerçekleştiği için yedikleriniz yeterince hazmedilemeyip mide borusunda yanma hissi oluşabilir.

Yemek yedikten sonra yere eğilmeniz gerekiyorsa dizlerinizi bükerek eğilin. Aksi takdirde mide işlevini gerektiği gibi yapamaz.

Yiyecek ve içeceklerin çok sıcak ya da soğuk olması mide sıvısına zarar verebilir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin ılık olmasına özen gösterin.

Sigaradan uzak durun.

Yemekten sonra uzanmayın. Unutmayın, mide sıvısı yatay pozisyonu sevmez ve yanma hissi mide borusu yoluyla ağzınıza kadar gelebilir.

Bunlardan Uzak Durun

Hazmı kolay olmayan kızartmaları ve yağlı yiyecekleri sofranızdan uzaklaştırın. Ağır yağlı, fazla kremalı ya da soslu besinleri yemeyin. Çikolata, içerdiği yüksek dozdaki yağ ve kafein nedeniyle hassas mideye zarar vererek yanma hissine yol açıyor. Sütlü çikolata, daha az yağ içeren bitter çikolataya oranla daha tehlikeli olduğundan çikolata sevenler genelde sütsüz olanını tercih etmeli.

Kafeinli içecekler mide için çok zararlı. Kahve, çay ve kola gibi içecekler hassas mideyi yorar. Eğer mide yanmasından şikayet ediyorsanız ve kahve içmeden duramıyorsanız kafeinsiz kahveyi tercih edin.

Gazozlu içecekler ve asitli meyve sularını dikkatli için. Domates veya portakal suyu asitli olduğu için mide yanmasını şiddetlendirebilir. Bu nedenle sulandırarak ve balla tatlandırarak için.

Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durun. Diğer çorbaları ise çok sıcak içmeyin. Ilınmasını bekleyin.

Alkol midedeki yanma hissini artırır. Hele mide boşken alkol kesinlikle almayın.

Çiğ soğan ve çiğ meyve de mide asidini artıran etkenlerdendir.

Şeker yemeyi seviyorsanız naneli olanları seçmeyin.

Mide ağrılarınıza son verecek sağlıklı ve dost besinlerle yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz…

Karnabahar : Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor.

Lahana : Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor. Dörtte bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler halinde doğrayın. 1 kerevizi soyup doğrayın. 1 havucu temizleyip dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.

Patates : Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su,havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.

Elma sirkesi : Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.

Maden suyu : Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.

Ispanak : Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.

Zeytinyağı : Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.

Baklagil : Fasulye, bezelye ve mercimekte bulunan bioflavionid maddesi, midenin koruma faktörünü artırıyor.

Muz : Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.

Kızarmış ekmek : Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.

Meyankökü : Güçlü bir mide koruyucusu.Yapılan son araştırmalara göre midedeki aşırı asitlenmeyi azaltıyor.

Incoming search terms:

  • zeytinyaginin mideye faydalari
  • muz mide yanmasina iyi gelirmi
  • muz mideye iyi gelirmi
  • çiğ patates ve zeytinyağı neye iyi gelir
  • zeytinyağı mideye iyi gelirmi
  • muz mideye iyi gelir mi
  • muz mide yanmasına ne iyi gelir mi
  • mide için yenecek meyveler
  • zeytin yağının mideye zararları
  • ZEYTİNYAĞ MİĞDEYE FAYDALIMI

Idrarda Kan,kanama,hematüri


Kanlı idrarın rengi içerdiği kan miktarına göre açık pembeden koyu kırmızı ya kadar değişir. Kanlı idrar bulanıktır; cam bir kap içinde bir süre hekletilirse üstte görece duru, altta ise kanlı çökelti nedeniyle daha koyu renkli ve hulanık iki bölüme ayrılır. İdrarda kan belirtisi boşaltım sisteminin herhangi bir yerinden kaynaklanabılır. Böbrek taşları, veremi, kötü huylu tümörleri ya da enfarktüsü, akut glomerülonefrit, idrar borusu taşları, idrar kesesi tüm örleri, veremi, taşları ya da basit bir idrar kesesi iltihabı ya da siyek (üretra) taşları ve iltihabı buna yol açabilir. İdrarda kan her zaman gözle görülmeyebilir. İdrarın rengini değiştirmeyecek kadar azsa ancak kimyasal deneylerle ya da idrar çökeltisinin mikroskopla incelenmesiyle saptanabilir.

İdrarda kan bulunmasmın en önemli nedenleri;
- Böbrek havuzu papillomu
- İdrar borusu tümörü
- İdrarkesesi divertikülü
- Prostat
- Yırtılma
- Darlık
- Papillom
- Taş

İdrarda kan çogu kez gözle görülebilen bir belirti olduğundan,idrarda kanamanın kaynaklandığı bölgeyi de saptamak olasıdır. Bunun için Guyon deneyi denen yönteme başvurulur. Hasta üç ayrı kadehe idrar yapar ve kadehlerdeki renk değişiklikleri değerlendirilir. Kanama siyekten (üretra) kaynaklanı yorsa idrarda kana bağlı renk değişimi ilk kadehte ortaya çıkar; buna ilk idrarda kan ya da ilk hematüri denir. Obür kadeh lerde ise berrak sarı, normal idrar rengi görülür. Kan idrar kesesinden kaynaklanıyorsa kırmızı renk son kadehte ortaya çıkar. Çünkü kan idrar kesesinin dibinde toplanmıştır ve işemenin sonunda kesenin kasıln’ıasıyla dışarı atılır. Buna son idrarda kan ya da son hematüri denir. Eğer kanama böbrek ya da idrar borusu bölgesinde ise kan idrara bütünüyle karışmış olarak gelir ve her üç kadeh de kırmızı renkte görülür; buna da bütün idrarda kan ya da tam hematüri denir.

İlk hematüri
(Ağırlıklı olarak ilk kadehte kan)
Siyek kökenli nedenler (taş, iltihap)

Son hematüri:
(Ağırlıklı olarak üçüncü kadehte kan)
o idrar kesesi kökenli nedenler (tümör, idrar kesesi
veremi, taş, iltihap)

Tam hematüri:
(Her üç kadehte kan)
o böbrek kökenli nedenler (taş. böbrek veremi, kötü huylu tümör, akut glomerülonefrit, böbrek enfarktü
o idrar borusu kökenli nedenler (taş)

Hemoglobinüri idrarda hemoglobin bulunmasıdır. Akut ve yaygın bır hemolizin (alyuvar parçalanması) ardından görülür. Normal koşullarda hemoglobin vücudun savunma mekanizmasını oluşturan retiküloendotelyal sistemde parçalanır. Eğer alyuvarlar damar içinde parçalanırsa önemli miktarda serbest hemoglobin plazmaya geçer. Ama böyle bir durumda bile iki mekanizmanın etkisiyle idrarda hemoglobin bulunmayabilir. Bu mekanizmalar hemoglobini bilirubine indirgeyen retikuioendotelyal sistem ve hemoglobini süzen böbreğin oluşturduğu eşiktir. Böbrek eşiği çok yüksektir ve kandaki serbest hemoglohin düzeyi 100 ml’de 150-200 mg’ye erişmeden idrara hemoglobin geçmesini engeller. Henıoglo binin idrara geçebilmesi için kandaki düzeyinin çok kısa sürede yüksek bir değere ulaşması gerekir. Bu durumda retiküloendotelyal sistemin yeterince hızla bilirubine dönüştüremediği hemoglobin böbrek eşiğini de aşarak idrarla atılır. Hemoglobinüride idrarın rengi morumsu kırmızıdan kızıl kahverengiye kadar değişebilir. Renk iki pignıente bağlıdır: Oksihemoglobin ve methemoglobin. Oksihemoglobinin rengi parlak kırmızı, methemoglobininki kahverengidir. Idrarın rengi de bu iki pigmentin göreli yoğunluğuna bağlı olarak değişir. Bazen hemoglobinüri hematüriyle, yani idrarda alyuvarlar bulunması yla karı ştırılır. Oysa hemoglobinürinin ayırt edici birçok özelliği vardır. Orneğin idrar bu/anık değil, berraktır. Ayrıca çökelti incelendiğinde idrarda hiç alyuvara rastlanmaz.
Şikayet

İdrarınız kırmızımsı, pembe veya kahverengi ya da kırmızı şerit veya pıhtılar içeriyor. Yiyeceklerdeki (örneğin pancar) renk pigmentleri, uyuşturucu kullanımı ve porfirya idrarın kırmızıya dönmesine yol açmış olabilir. Endişelenecek bir durum yoktur.

Nedenleri

Mesane enfeksiyonu : Ani, acılı, sık ve miktarı az olan idrarınızda kan var; ateş, sırtın alt kısmında ağrı ve göbeğin alt bölgesinde ağrı var. Mesane enfeksiyonu veya sistit idrar yapamamanın nedeni olabilir ve antibiyotik tedavisi gerektirir.

Mesane taşı : İdrarınızda kan var. Sık sık idrara gidiyor, ama az yapabiliyorsunuz; üstelik sadece belli bir pozisyonda. Sırtınızın alt kısmında ve karnınızda ağrıyla birlikte düşük ateşiniz var.

Böbrek taşı : Sırtınızın ve karnınızın alt kısmında ve kasıklarınıza yapılan spazm oluyor ve sık idrara gidip az miktarda ve kanlı idrara çıkabiliyorsunuz.

Üretrit : Üretranızdan sarımtrak bir akıntı geliyor, karnınızın alt kısmı ağrıyor, sık sık idrara gidiyorsunuz, ama az miktarda kanlı idrar yapabiliyorsunuz. İdrar yaparken yanma oluyor ve eğer kadınsanız cinsel ilişki acı veriyor. Üretrit cinsel yolla bulaşan ya da kişisel temizliğe önem vermemekten kaynaklanan bakteriyel bir iltihaptır.

Gromerülonefrit : İdrarınızda kanla birlikte ayak bileklerinde, gözlerinizin etrafında şişlik, nefes darlığı ve yorgunluk var. Böbreğinizin kanı süzen yapılarında ani veya kronik bir iltihaplanma olmuş olabilir.

Tehlikesiz hematüri : Sadece idrarınız kanlı ve başka belirtiniz yok. İdrar viral enfeksiyonlardakinden daha kanlı görünse de, bu durum herhangi bir hastalıkla veya organ hasarıyla ilişkili değildir. Bazen çocuklukta meydana gelir ve zamanla geçer. Bazen bir aile ferdinde başlayan bu sorun sıkıntı yaratmadan ömür boyu sürebilir.

Hemolitik anemi : Yorgunluk ve güçsüzlük hissediyorsunuz, idrarınızda kan var, nefes darlığı çekiyorsunuz ve cildiniz sarardı. Hemolitik anemi kanın alyuvarlarındaki genetik bir anormallikten veya bazı ilaçlardan ya da alyuvarları yok eden bazı hastalıklarından kaynaklanır. Alyuvarlar yıkıma uğramıştır ve kemik iliği bunların yerine yenilerini yeteri kadar hızla üretememektedir. Genetik olarak bazı enzimleri eksik olanlar ile bazı ilaçları kullananlarda hemolitik anemi ortaya çıkabilir.

Kendiniz Ne Yapabilirsiniz?

İdrarınızda kan varsa, bu konuda uzman olan bir doktor gözetiminde tedavi olmanız gerekir.

Önleme Bol bol su (günde 6 – 8 bardak) için. Bu, özellikle egzersiz yaparken, ateşiniz olduğunda ve hava sıcaklığı arttığında çık önemlidir. Kafein ve alkolden uzak duru; mesaneyi tahriş edebilir. Enfeksiyonlardan sakınmak için cinsel ilişki esnasında lateks prezervatif kullanın. Küvette banyo yapmak yerine duş alın ve yumuşak sabun kullanın.
Öteki Nedenler Böbrek enfeksiyonu Böbrek tümörü Mesane tümörü

Böbrek taşı ameliyatlarında kesisiz cerrahi yöntemi


Özellikle çocukluk döneminde böbrek taşı rahatsızlığı olan hastalarda, yaşam boyunca birden fazla ameliyat söz konusu olabildiğinden, böbreklerde harabiyet oluşmaması ve böbrek gelişiminin olumsuz etkilenmemesi ve böbrekte kanama riskinin söz konusu olmaması gibi önemli avantajlar taşıyan yöntem, artık Türkiye’de…

İdrar yolundan girilerek böbreğe ulaşılan ve taşın sıkıştığı yerde lazerle kırılmasına olanak sağlayan yöntemin uygulanabilmesi için, taşın ameliyatsız taş kırma yöntemlerinin uygulanamayacağı kadar sert ve 2 santimetrenin üstünde olması şartı aranıyor. Bunun yanı sıra teknik, taşın bir santimetrenin üstünde, ancak böbreğin alt kısmında ve taş kırmaya uygun olmaması halinde de yapılabiliyor.

Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Klinik Şefi Doç. Dr. Ali Ünsal, böbrek taş hastalığının Türkiye’de çocuk ve yetişkinler arasında yaygın görüldüğünü söyledi.

Yetişkinlerde hastalığın görülme sıklığının yüzde 15 oranındayken, çocuklarda daha nadir görüldüğünü, ancak ciddi bir sağlık sorunu olduğunu belirten Ünsal, çocuklardaki taş hastalığının altta yatan başka bir hastalıktan kaynaklandığını ifade etti. Ünsal, yetişkinlerde genellikle böyle bir durum yokken, çocuklarda ilk sırada genetik geçişli ”sistünüri” adı verilen hastalığın geldiğini belirtti.

İdrardaki bir maddenin fazla olmasının taş oluşumuna yol açtığını anlatan Ünsal, bu çocuklarda taş hastalığının üç yaşından önce ortaya çıktığını dile getirdi. Ünsal, böbrek kanalında doğuştan bir takım darlıkların ve enfeksiyonların da taş oluşumuna neden olduğunu ifade etti.

Çocuklarda görülen taş hastalıklarının sadece yüzde 10-12′sinde altta yatan bir sebep bulunamadığına işaret eden Ünsal, ”Bu nedenle çocukluk dönemi taş hastalığında, taşla ilgili sorunun ortadan kaldırılmasının ardından altta yatan hastalığın da mutlaka belirlenmesi ve tedavi edilmesi gerektiğini vurguladı. Ünsal, altta yatan hastalığın tedavi edilmemesi halinde, ilerleyen dönemde bu çocuklarda taş oluşma riskinin çok yüksek olduğunu ve hastalığın tekrarlayabildiğini söyledi.

BÖBREK KAYBI SÖZ KONUSU OLABİLİR
Böbrekteki taşların alınmaması durumunda, bunun enfeksiyona yol açabildiğini belirten Ünsal, çocukların ağrı şikâyetini dile getiremeyecek kadar küçük olması halinde sorunun huzursuzluk ile kendini gösterdiğini söyledi. Ünsal, ”Çocuklarda bulantı, kusma, yüksek ateş olabilir. Zamanla, böbreklerde harabiyete neden olabilir. Bu durum böbrek kaybına kadar gidebilir. Bazen, taş hiç ağrı yapmazken, böbrekte çürüme görülebilir” uyarısında bulundu.

Üç yaşın altındaki çocuklarda böbrek taşının başta huzursuzluk, beslenme bozukluğu, yüksek ateş, anne sütünü emmeme şeklinde kendini gösterebildiğini vurgulayan Ünsal, ”Bu yaşın üstündeki çocuklarda karın ağrısı, yüksek ateş, sık idrara gitme, gelişme geriliği şikâyetleri ile karşılaşılabilinir” dedi ve sorunun basit bir idrar tahlili, ultrason ya da röntgen ile tanı konulabileceğini söyledi.

KAPALI CERRAHİ YÖNTEMLERİ TERCİH EDİLİYOR
Böbrek taşının yok edilmesinde kullanılan yöntemler hakkında bilgi veren Ünsal, hasta profilinin uygun olması halinde ilk olarak ”ESWL” diye isimlendirilen, şok dalgalarıyla taşın kırılması esasına dayanan tekniği tercih ettiklerini anlattı. Ünsal, bu uygulama için taşın böbreğin havuzcuğunda ve 2 santimetreden küçük olması, yumuşak yapı taşıması özelliklerinin arandığını ifade etti. Ünsal, bunun için taşın böbreğin alt kısmında bulunmaması gerektiğine de işaret etti.

Çocuklarda hastalığın nüks ihtimali fazla olduğundan yaşamları boyunca birkaç kez ameliyat olmak zorunda kalabileceklerini belirten Ünsal, bu nedenle böbreğe en az zararı verebilecek kapalı ameliyatları tercih ettiklerini anlattı.

”Perkütan nefrolitotomi” diye adlandırılan kapalı böbrek taşı ameliyatının bu tekniklerden biri olduğunu dile getiren Ünsal’ın verdiği bilgiye göre, söz konusu yöntemde anestezi uygulanarak ameliyata alınan çocuğun sırtından bir iğne ile böbreğinin içine giriliyor ve bir kalem kadar genişletiliyor. Buradan özel aletlerle böbreğin içine girerek, taşlar kırılıyor ve tüpün içerisinden dışarı çıkarılıyor. Yani, açılan tek bir delikten böbrekteki tüm taşlar temizlenebiliyor. Teknik, 9 aylık çocuklara kadar uygulayabiliyor.

KESİ OLMADAN YAPILAN SON YÖNTEM TÜRKİYE’DE
Çocuklarda böbrek taşı ameliyatlarında en son teknik, ”Fleksbil” olarak adlandırılan ve 2007 yılında dünya literatürüne girerek birçok yabancı ülkede uygulanan bir yöntem olarak gösteriliyor. Bu yöntemde, çocuğun veya yetişkinin böbreğine, vücudunun hiçbir yeri kesilmeden ya da delinmeden idrar yolundan bükülebilir yapıdaki özel aletlerle giriliyor ve böbrek içerisindeki taşa ulaşılıyor. Taş, sıkıştığı yerde lazerle kırılıyor.
Eskiden idrar kanalından yapılan ameliyatlarda böbreğe ulaşılamazken, bükülebilir renoskopi aletiyle böbreğe kadar girebiliyor. Hasta için birçok avantaj sağlayan yöntem, yurt dışından sonra artık Türkiye’de de başarıyla uygulanıyor. Sağlık Bakanlığı Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaklaşık bir yıldır Üroloji Klinik Şefi Doç. Dr. Ünsal başkanlığındaki ekip tarafından başarı ile gerçekleştiriliyor. Türkiye’de yöntemin ”çocuklarda ilk uygulayıcısı” olan hastanede, en son 10 aylık bir bebeğe operasyon gerçekleştirildi.

BÖBREKTE KANAMA RİSKİ ORTADAN KALKIYOR
Yöntem, diğer tekniklere göre önemli avantajlar taşıyor. Bu yöntemde vücutta kesi olmuyor, böbrek dahil hiçbir yerde delik açılmıyor. Bu koşullarda yara iyileşmesi, enfeksiyon riski gibi bir durum ortadan kalkıyor. Hasta ameliyatının ardından bir günlük bir yatış sonrası taburcu ediliyor. Böbreğin delinerek yapıldığı ameliyatlarda böbrek içinde ciddi kanama riski bulunurken, bu teknikte böyle bir risk söz konusu olmuyor. Çünkü kanama böbreğin alınmasına dahi yol açabiliyor.

Özellikle çocuklarda böbrek dokusu geliştiğinden, dışarıdan şok dalgalarıyla taş kırma ya da delik açılarak yapılan ameliyatlar, böbrek gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Bu teknikte, çocukların böbrek gelişimleri hiçbir şekilde etkilenmiyor.

TAŞ SERT VE 2 CM’NİN ÜSTÜNDE OLMALI
Yöntem, okul öncesi 7 yaşın altındaki çocuklarda çok çok az uygulanıyor. Bu yaş grubundaki ameliyatların, mutlaka bu konuda uzman hekimler tarafından yapılması gerekiyor. Bu yöntemden faydalanabilmek için, böbrekteki taşın ameliyatsız taş kırma yöntemlerinin uygulanamayacağı kadar sert ve 2 santimetrenin üstünde olması şartı aranıyor. Bunun yanı sıra teknik, taşın bir santimetrenin üstünde, ancak böbreğin alt kısmında ve taş kırmaya uygun olmaması halinde yapılabiliyor. Taş bir veya daha fazla sayıda olabiliyor.

Incoming search terms:

  • böbrek taşından nasıl kurtulunur

YASAL UYARI!
Sitedeki bilgileri ve tavsiyeleri doktorunuza danışmadan kesinlikle uygulamamanız tavsiye olunur. Şikayetleriniz ile ilgili tanı ve tedavi için, bizzat hekim tarafından yapılacak fizik muayene, alınacak tıbbi öykü mutlak zorunluluktur. Tüm bu uyarılara rağmen sitede verilen bilgilerin kullanılmasının ve uygulanmasının sorumluluğu tümüyle kullanıcıya aittir.