Category Archives: Anne Çocuk
Bebeğin tırnağı ne zaman kesilir?
Yetişkinlere göre bebeklerin tırnakları daha çabuk uzar. Uzayan tırnaklar bebeklerin kendi kendilerine zarar vermelerine neden olur. Kaslarına hakim olamayan bebekler ellerini savuttururken yanlışlıkla hem kendi yüzünü hem de sizin yüzünüzü çizebilir. Ebeveynler bebeklerin tırnaklarını keserken çok dikkat olmalılar.

Bebeğinizin tırnaklarını fazla uzamasına izin vermeden sık sık kesmelisiniz. Bu işlem haftada 2-3 kez tekrarlanabilir. Çünkü uzayan tırnaklar bebeğin yüzünü çizmesine neden olabileceği gibi yaralarda meydana gelir. Bu yaralar zamanla mikropta kapmaktadır. Bebeğinizin tırnağını kesmek için ay ve zaman bulunmamaktadır. Uzadığı zaman kesmeye dikkat edin yeterli. Banyo sonrası yumuşamış olan tırnakları kesmek daha kolay olduğu için bu işlemi banyo sonrasında yapmalısınız. Kesinlikle bebeğinizin tırnağını çok kısa kesmeyin.
Emzirmenin faydaları nelerdir?
Emzirmenin sadece bebek için mi faydalı olduğunu düşünüyorsunuz? Hayır! Emzirmek, anne içinde faydalıdır… Bebeğini emziren her anne bebeğinin sağlığını etkilediği gibi kendi sağlığını da etkiliyor. Bu zamana kadar emzirmek bebeğin büyümesi için sağlıklıdır diye biliyorduk eve bu doğru, ama emzirmek anne içinde sağlıklı bir davranıştır. Peki emzirmenin anneye faydaları nelerdir?

Kanseri, çocuklar daha çabuk yeniyor

Her yıl 3 bin çocuğa kanser tanısı konmasına karşın, cerrahi-kemoterapi ve radyoterapi uygulamaları sonrasında çocukluk çağı kanserlerinin yüzde 60-70′i tamamen iyileşiyor.
Uzmanlar, istatistiklere göre gelişmiş ülkelerde her 900 erişkinden birinin çocukluk çağı kanseri sağ kalım oranına sahip olduğunu belirtmesine karşın, çocukluk çağı kanserlerinde erişkinlerdeki gibi yerleşmiş tarama testleri olmadığından, çocuklarda kanseri düşündürebilecek bulgu ve belirtilerin bilinmesi ve bunların görülmesi halinde vakit kaybetmeden hekime başvurulması gerektiği uyarısında bulunuyor.
Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Pediatrik Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rejin Kebudi AA muhabirine yaptığı açıklamada, kanserin dünyanın en önemli sağlık sorunlarının başlarında yer aldığını söyledi.
Erişkinlerde, sigara, sağlıksız diyet ve enfeksiyonların her yıl yaklaşık 4 milyon kanser vakasından sorumlu faktörler olduğunu belirten Kebudi, bunların çoğunun basit önlemlerle engellenebildiğini ifade etti.
Kebudi, sigara kullanımından ve maruziyetinden kaçınılması ile başta akciğer olmak üzere gırtlak ve birçok kanser türünün önlenebildiğini dile getirdi. Ultraviole ışınlarından korunmanın cilt kanserlerinden korunmada etkili olduğunu vurgulayan Kebudi, bol lifli gıdalar, meyve ve sebze ile sağlıklı beslenmenin başta bağırsak olmak üzere birçok kanserin oluşmasında engelleyici rol oynadığına dikkati çekti. Kebudi, egzersiz ve aşırı kilo almamanın da bazı kanserlerin gelişimini önlemede rol oynadığının saptandığını ifade ederek, ”Erişkinlerde tarama testleri (kolon kanserine karşı tarama, kadınlarda meme taraması, vaginal smear, erkeklerde PSA), erken tanı ve yüksek tedavi şansını sağlamaktadır” dedi.
Çocukluk çağı kanserlerinde ise erişkinlerdeki gibi yerleşmiş tarama testleri olmadığını vurgulayan Kebudi, çocuklarda kanseri düşündürebilecek bulgu ve belirtilerin bilinmesi ve erken tanının çok önemli olduğunu söyledi.
”ÇOCUKLUK ÇAĞI KANSERLERİNİN YÜZDE 60-70′İ İYİLEŞEBİLİYOR”
Kebudi, çocukluk çağı kanserlerinin tüm kanserlerin yüzde 2-4′ünü oluşturduğunu, yıllık görülme sıklığının milyonda 120 olduğunu belirtti.
”Türkiye’de her yıl yaklaşık 2 bin 500-3 bin çocuğa kanser tanısı konduğunu” anlatan Kebudi, çocuklarda görülen kanserler tipleri, dağılımları, tedaviye yanıt oranları ve uzun süreli sağkalım açısından erişkin kanserlerinden farklılıklar gösterdiğini anlattı. Çocukluk çağı kanserlerinin, doğumdan ergenliğe kadar her yaşta görülebildiğini, ancak genellikle ilk 5 yaşta görüldüğünü ve hızlı geliştiğini belirtti.
Kebudi, kemik tümörleri gibi bazı kanserlerin 10-15 yaşlarında daha sık görüldüğünü ifade ederek, şunları söyledi:
”Kanser tanı ve tedavisinde kaydedilen önemli gelişmeler sonucunda, günümüzde çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yüzde 60-70′i tamamen iyileşebiliyor.
Ülkemizde çocukluk çağı kanserlerinin büyük bir kısmı ileri evrelerde başvuruyor. Erken tanı alan olgularda sağ kalım oranı daha yüksek. Bu hastaların erken tanı alabilmeleri, bu konuda eğitimin yaygınlaştırılması ile mümkün. Bunun için bu hastalıklara ilişkin bulgu ve belirtilerin bilinmesi, hızla tanıya gidilmesi ve bu hastaların tam teşekküllü onkoloji merkezlerinde tedavisi önem taşıyor.”
”ÇOCUKLUK ÇAĞI KANSERİNİN YÜZDE 30′UNDAN LÖSEMİ SORUMLU”
Kebudi’nin verdiği bilgiye göre, çocukluk çağı kanserlerin yüzde 30′unu lösemiler (kan kanserleri), kalan yüzde 70′ini solid tümörler (organ ve çeşitli dokulardan gelişen kanserler) oluşturuyor.
Çocukluk çağında görülen kanserlerin sıklık sırasına göre dağılımı şöyle:
”Lösemiler yüzde 30, Santral sinir sistemi tümörleri (Beyin tümörleri) yüzde 19, lenfomalar (Lenf bezesinden kaynaklanan kanserler) yüzde 13, nöroblastom (İlkel sinir hücrelerinden köken alan kanserler) yüzde 8, yumuşak doku sarkomları yüzde 7, Wilms’s tümörü (Çocukluk çağında en sık rastlanan böbrek tümörü) yüzde 6, kemik tümörleri yüzde 5, göz-germ hücreli-karaciğer ve diğer tümörler yüzde 12. Süt çocuklarında (1 yaş altı) ise nöroblastom en sık görülen habis tümörü.”
”DOWN SENDROMLU BEBEKLERDE LÖSEMİ RİSKİ ARTIYOR”
Çocukluk çağı kanserlerinin oluşumunda çeşitli yapısal ve çevresel risk faktörleri etkili oluyor.
Bunlar arasında bazı kromozom bozukluklar, doğumsal bozukluklar ve hastalıklar, bağışıklık sistemini bozan hastalıklar, çeşitli virüs enfeksiyonları, radyasyona maruz kalma, bazı kimyasal maddelere maruz kalma (benzen, ağır metal, tarım ilaçları, petrol ürünleri..), hamilelikte kullanılan bazı ilaçlar ve alkol ve ailede kanser olgularının fazla olması (özellikle genç yaşta ve belli tip kanserlerin görülmesi) ilk sıralarda yer alıyor.
Bazı kalıtsal hastalıklarda kanser riski artış gösteriyor. Örneğin Down sendromlu bebeklerde (Mongolizm) lösemi riski artıyor. Ciltte yaygın sütlü kahverengi lekelerle seyreden nörofibromatosiste beyin tümörleri ve diğer bazı tümörlerin görülme riski yükseliyor.
Bağışıklık sisteminin baskılandığı hastalıklarda, özellikle lenfoid dokudan köken alan kanserlerin gelişme olasılığı artıyor. Halk arasında ”öpücük hastalığı” olarak bilinen hastalığın etkeni Epstein Barr Virüsü, bazı lenfomaların ve nazofarenks kanserinin gelişmesinde rol oynayabiliyor. Hepatit B ve C virüsü, karaciğer kanserlerine yol açabiliyor. Bu nedenle, tüm çocukların hepatit B aşısı olmaları önem taşıyor. Radyasyona maruziyet tiroid kanserlerinde artışa yol açıyor.
BELİRTİLERE DİKKAT
Çocukluk çağında kanserin erken tanısı için, erişkinlerde kullanılan tarama testleri bulunmuyor. O nedenle çocukluk çağı kanserlerinde, en sık görülen uyarıcı bulgu ve belirtileri bilmek ve bunların varlığında vakit kaybetmeden doktora başvurmak hayati önem taşıyor.
En sık rastlanan bulgu ve belirtiler şöyle:
”Boyun, koltuk altı ve kasık bölgesinde lenf bezelerinde şişlikler, vücudun herhangi bir bölgesinde şişlik, solukluk, halsizlik, sık ateşlenme, ciltte morluklar, çürükler, burun-dişeti kanamaları, baş ağrısı, kusma, ateşsiz havale geçirme, dengesizlik, yürüme ya da görme bozukluğu, kemik yada eklem ağrıları, enfeksiyon tedavisine rağmen devam eden öksürük, nefes darlığı, gelişme geriliği, aşırı tartı kaybı, idrarda kan, idrar ve dışkılamada zorlanma, göz bebeğinde parlaklık ve gözde kayma.”
SAĞ KALIM ORANI ARTIYOR
Çocukluk çağı kanserlerinin çoğu tam teşekküllü onkoloji merkezlerinde ve belirli klinik çalışmalar dahilinde tedavi edilebiliyor.
Cerrahi ve radyoterapiye, kemoterapinin eklenmesiyle çoğu çocukluk çağı kanserlerinde sağ kalım önemli ölçüde artıyor. Günümüzde ”kansere yakalanan çocukların yüzde 70′i tamamen iyileşebiliyor.” İstatistiklere göre günümüzde ”gelişmiş ülkelerde her 900 erişkinden biri çocukluk çağı ka
nser sağ kalanı” olarak gösteriliyor.
Erken doğumda astım riski

İsveç’te yapılan bir araştırmaya göre prematüre doğan bebeklerde astım riski artarken, bu risk, zamanından bir hafta önce doğan bebeklerde bile bulunuyor.
Pediatri dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, 40 haftalık hamilelik döneminin 39 haftasından önce doğan bebekleri, çocukluk ve ergenlik döneminde astım riski bekliyor.
Araştırmayı yapan İsveç Linkoping Üniversitesinden Hartmut Vogt, ”Çocuklukta astım riskini azaltmada, anne rahminde geçen her hafta fetüs için önem taşıyor” dedi.
Vogt, mümkünse sezaryen gibi zamanından birkaç hafta önce yapılan doğumlardan kaçınılması tavsiyesinde bulundu.
Ulusal sağlık ve reçeteli ilaç kayıtlarını inceleyerek 6 ve 19 yaş arasındaki çocuklarda astımı araştıran Vogt ve meslektaşları, astım için kullanılan reçeteli ilaçların, 2006 yılında erkek çocukların yüzde 4,9′u ve kızların da yüzde 3,8′i tarafından alındığı belirledi. Astım ilacı kullanımı, erkek çocuklarda yaş ilerledikçe azalma eğilimi gösterirken, erken doğan kız çocuklarında arttı.
Hamilelik genel olarak 37′inci haftadan itibaren tamamlanmış kabul ediliyor. Ancak araştırmaya göre 39′uncu haftanın altındaki doğumlarda astım riski, hem erkek hem de kız bebeklerde artıyor.
Vogt, ”37-38′inci haftalarda doğan çocuklarda bile tam zamanında doğan çocuklara göre astım ilacına ihtiyaç duyma riskinin az da olsa arttığını tespit edince çok şaşırdık” dedi.
Öte yandan Vogt, anne karnında bebeklerin akciğerlerinin gelişmekte olduğu düşünülürse, akciğerlerin gelişim seviyesinin astım riskini aynı şekilde etkilemesinin akla uygun olduğunu ifade etti.
Araştırmayı yapan Vogt, erken doğumla ortaya çıkan astımın, yaş ilerledikçe ortadan kalktığını da hatırlattı.
Bu yılın başında yapılan başka bir İsveç araştırması da 23 ile 27 hafta arasındaki prematüre doğumlarla astım arasında bir bağlantı olduğunu ortaya çıkarmış, ancak 27 haftadan sonra doğan prematüre bebeklerde bu riskin arttığına dair bir işaret bulunmadığı belirtilmişti.
Yazın alerjik hastalıklar artıyor!

Hastalıklardan, özellikle astımlılar ve bünyesi alerjenlere zayıf olanlar etkileniyor. Yüzme sporu, göğüs kafesi çevresindeki solunum kaslarını güçlendirdiğinden astımlı hastalar için tavsiye edilir.
Ancak astımı olanlar, açık havuz veya denizi tercih etmelidir. Çünkü kapalı alanlardaki yüzme havuzları temizliğinde kullanılan kimyasal maddeler duyarlı astımlılarda solunum zorluğu doğurabilir.”
Yaz aylarının gelmesiyle birlikte alerjik hastalıklarda artış görülüyor. Bu hastalıklardan, özellikle astımlılar ve bünyesi alerjenlere zayıf olanlar etkileniyor. Bahar aylarında başlayıp, yaz ortasına kadar devam eden dönem alerjik astım ve rinit tanılı kişilerde öksürük nefes darlığı, hapşırık krizleri, gözlerde sulanma gibi yakınmaların oluşmasına neden oluyor.
Polenler:
Polen veya daha sık bilinen ismiyle çiçek tozları üreme amacıyla rüzgar veya böceklerle diğer bitkilere taşınır. Alerjik hastalıklar açısından asıl önem taşıyan 20-60 mikron büyüklüğündeki rüzgar ile çok uzak yerlere ulaşabilen tipleridir. Polenler kapı ve pencerelerden evin içine de girebilir. Astımdan daha çok alerjik rinit yakınmalarını şiddetlendirir. Yüksek binalarla çevrili oturum alanlarında deniz kenarına göre daha yoğun bulunurlar. Bu yüzden şehir içi yaşamı polenlere maruziyet açısından daha risklidir.
Bu dönemde önerdiğimiz korunma yolları ise ev kapı ve pencerelerinin kapalı olması, ev ve arabanızda polen filtresi bulunması, polenlerin havada yoğun olduğu sabahın erken saatlerinde dışarı çıkmamak, deniz kıyısında tatil yerlerini tercih etmek, güneş gözlüğü kullanmak, dış ortamdan ev ortamına geçince saçınıza yapışmış olabilecek polenlerden arınmak için saçlarınızı yıkamak ve kıyafetlerinizi yatak odanızın dışında bekletmek…
Küf mantarları:
Küf mantarları sıcak ve nemli ortamlarda üreyen bir türdür. Genel olarak yaz ve sonbaharda üremeleri artar. Ev içinde nemli, havalanmayan ve karanlık odalarda sık gözlenir. Pencere kenarları, duş ve musluk yakınlarında daha çok üreyebilirler. Ev dışında nemli ortam ve çok ağaçlıklı alanlardan uzak durmalı, ahır, kümes gibi havasız ortamlara girmemeli ve evinizin yakınındaki işlevsiz su birikintisi ve kanalları kaldırılmalıdır. Ev içindeki önlemler ise ev içi nem %50′nin altında tutulmalıdır. Nemli duvarlar seyreltilmiş çamaşır suyu ile yıkanmalıdır, ev içinde fazla saksı bitkisi tutulmamalı ve banyo, tuvalet ve duş alanları ıslak ve kirli bırakılmamalıdır.
Bunların yanı sıra yaz mevsimi, astımlı hastalar için en uygun olan ve önerilen yüzme sporu için ideal bir dönemdir. Yüzme göğüs kafesi çevresindeki solunum kaslarının güçlendirdiğinden oldukça faydalıdır. Astımı olan hastalar özellikle açık havuz ve denizde yüzmeyi tercih etmelidir. Çünkü kapalı alanlardaki yüzme havuzları temizliğinde kullanılan kimyasal maddeler duyarlı astımlılarda solunum zorluğu doğurabilir.
Kurdeşen ve egzama:
Kurdeşen, ürtiker olarak tanımlanan deride hafif kabarık, pembe-kırmızı renkte ve genellikle kaşıntılı lezyonlardır. Üzerine basıldığında ise renk solar. Vücudun herhangi bir yerinde tek tek veya birleşmiş olarak oluşabilir. Ürtiker her yaş grubunda görülebilir. Bu hastaların kendileri veya aile öykülerinde alerji varlığı saptanır. Pek çok nedene bağlı gelişebilen ürtiker yaz aylarında sıklıkla güneş alerjisi olarak karşımıza çıkar. Bu durum güneş ışınlarına maruz kalınınca gelişir. Önce kaşıntı ve ardınan kızarıklık ve deride kabarma gözlenir. Tedavisinde güneşten sakınmak çok önemlidir. Antihistaminik ilaçlar kullanılır.
Atopik dermatit – egzema – ise alerji öyküsü olduğu bilinen kişilerde kronik ve yinelenen bir durumdur. Genellikle çocuk yaşlarda sıktır ve temel özelliği gün içinde başlayıp gece şiddetlenen kaşıntıdır. Erişkinlerde sıklıkla deride tahriş yapabilen losyon, parfümlü sabun, deterjan gibi maddelerin kullanımıdır. Yaz aylarında da güneşten koruyucu ürünlerde fazla katkı maddesi olması, deniz veya havuz suyunun soğukluğu bu durumu tetikleyebilir.
Koruyucu önlemler arasında terlemeyi önlemek, uzun kollu, bol ve açık renkte giysileri tercih etmek, ani ısı değişiklerinden kaçınmak, katkı maddesi yoğun olan vücut ürünlerinden kaçınmak, gerektiğinde yakınmaları kontrol etmek için antihistaminik ilaçlar, kortizonlu pomatlar veya deri kuruluğunu azaltacak yağlar kullanılmalıdır. Yaz aylarında deniz ürünleri, kabuklu deniz ürünleri, değişik soslar ve mayalı içkilerin tüketiminde de dikkatli olmalıyız.
Arı sokması:
Yaban arıları veya bal arılarının sokması sonucu o alanda ağrı, kızarıklık ve şişme gibi kendiliğinden gerileyen lokal bir reaksiyon gelişebildiği gibi, anaflaksi denilen ve sokulan kişinin ölümüne yol açabilen bir reaksiyon da doğabilir. Anaflaksik reaksiyonlarda deride yaygın şişlik, deri altında ödem, nefes darlığı ve dolaşım bozukluğuna bağlı şok tablosu gelişir. Özellikle baş ve boyundan arı sokmalarında anaflaksi gelişme olasılığı daha yüksektir.
Arı soktuğunda yapılması gerekenler deriye takılı kalan iğnenin ezilmeden özenle çıkarılması, sokulan bölgenin bol su ve sabunla yıkanması, sulandırılmış amonyak ile dezenfekte edilmesi, sokulan yere buz uygulanması, gerektiğinde kortizon ve antihistaminik veya adrenalin içerikli ilaçların uygulanmasıdır. Anaflaksi benzeri bulgular gösteren kişilerin ise en kısa zamanda bir sağlık kurumuna ulaştırılması gerekir.
Yaz aylarında sık gözlenen arı sokmalarından korunmak için ise arıların bulunabileceği yerlerde uzun kollu gömlek ve pantolon tercih edin, parlak ve canlı renkte giysilerden kaçının, açıkta yemek yemeyin ve açıkta yemek bırakmayın, çöplerinizi evin dışına alın, bahçe işleri yapacaksanız eldiven kullanın ve bahçeye yalınayak basmayın, parfüm kullanmayın, arabanıza bindiğinizde arı olmadığından emin olun.
HABERTÜRK






